SİGORTANIN ÖNEMİ
İnsanların öncelikli ihtiyaçlar şemasına göre; önce canları, sonra malları, daha sonra da sorumlulukları vardır. En basit ve en yoksul insan bile bunlardan birine sahiptir ve dünyaya gelen her insanın bu varlıkları risk altındadır.
Risklerden korunmak veya etkisini azaltmak ya da gerçekleşmesinden sonra sebep olduğu kayıpları telafi etmek insanoğlunun hayatı boyunca başlıca çabası olmuştur. Bu çabalar sonucu ortaya çıkan sosyo-ekonomik bir sistem, ?sigorta? adı altında, dünyada en yaygın riskle mücadele yöntemi haline gelmiştir.
Ülkemizde ise, halkımızın büyük çoğunluğu ya sigortanın yararlı ve gerekli olduğuna inanmamakta, ya sigorta kurumuna güvenmemekte ya da risklerini sigortalamayı pahalı bulmaktadır.
Toplumumuzun sigorta kültürünü ise; geleneksel kadercilik, yüksek güven, bilgi eksikliği ya da yanlış bilgi, ön yargılar ve ihmalkarlık gibi karakter özellikleri oluşturmaktadır.
Bu nedenle, sigorta penetrasyonunun son derece düşük olduğu ülkemiz, kişi başı 43$? lık ve toplamda GSMH nın % 1.5 unu oluşturan prim üretimiyle, belli başlı 89 ülke arasında ancak 60. sıraya ulaşabilmektedir.[1]
Halbuki sigorta, AFET YÖNETİMİNDE, ve doğal afetlerle mücadelede hem ZARAR AZALTMA hem de İYİLEŞTİRME yöntemidir. Çünkü :
- Rutin poliçe satış sürecinde; sigorta şirketleri, acenteler ve brokerler aracılığı ile toplum doğal afetler konusunda uyarılır, insanlar tedbir almaya teşvik edilir,
- Doğal afetin maddi yükü; devletin ve halkın tümünün üzerinden kaldırılıp sadece bu riske maruz kalanların üzerine kaydırılır,
- Doğal afet riskine maruz kalanlar muhtemel maddi kayıplarını mümkün olduğunca telafi edebilmek için, SİGORTA yaptırırlar,
- Sigortacılar ?kötü risk? kabul ettikleri kıymetleri sigorta etmekten kaçınarak ya da çok yüksek prim önererek, söz konusu riskler için sigortalıyı uyarır ve diğer İYİLEŞTİRME tedbirlerini almasını sağlarlar,
- İnsanlar, bir afetin sebep olduğu zararla karşılaştıklarında, aldıkları poliçede belirtilen değerde ve sürede zararlarını telafi edeceklerinden emin olurlar,
- Sigorta şirketlerince ödenen tazminatların bir kısmı reasürans sistemi sayesinde yurt dışından karşılanacağından, kaybedilen milli servet nispeten ikame edilmiş olur.
Deprem, sel gibi geniş çaplı afetler; pek çok konut, ticari işletme ve sanayi tesisi sahibi için ?ekonomik varlıklarını kaybetme tehdidi? anlamına gelmektedir. Olası bir afetin neden olacağı toplam zararların karşılanabilmesi için, önemli miktarda mali imkanların hazır tutulması şarttır. Böylesine büyük çapta bir fonu, ne zaman olacağı belirsiz bir ihtiyaç için hazır tutmak, ne kişiler, ne kurumlar, ne de devletler için makuldür. Halbuki bu imkan, ancak örneğin, deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan yapıların ? mümkünse zorunlu olarak hepsinin ? sigortalanması ile sağlanabilir. Böylece, her bir yapı için ödenecek nispeten az bir katkı payı ile yıllar içinde önemli bir fon oluşmuş olacaktır. Bu fonda toplanan paralar olası yapı zararının tazminini bizzat garanti edecek, zararın ortadan kaldırılmasının finansmanı için üçüncü kişilerin yardımına ihtiyaç duyulmayacaktır.
KOCAELİ?99 ÖNCESİ
1999 Kocaeli Depreminden önce yaşanan son büyük deprem, 13 Mart 1992 tarihinde Erzincan?da meydana gelen depremdi. Bu depremin sigorta sektörü açısından sonuçları[2] aşağıdaki tabloda görülmektedir:
|
1992 yılında Erzincan merkezinde bina sayısı
|
:
|
28,500 adet
|
|
1992 yılında Erzincan ve çevresinde satılan deprem teminatlı poliçe sayısı
|
:
|
4,302 (%15)
|
|
13 Mart 1992 tarihinde hasar isabet eden poliçe sayısı
|
:
|
3,862 (%90)
|
|
1992 yılında Erzincan ve çevresinde verilen deprem teminatı
|
:
|
456,7 Milyar TL
|
|
Ödenen toplam hasar tazminatı
|
:
|
74,2 Milyar TL
|
1999 yılına geldiğimizde; Erzincan, Dinar ve Adana depremlerin ürkütücü sonuçlarına, sigortacıların tanıtım çabalarına ve uyarılarına rağmen, ülkemizde sigortalanabilir evsaftaki yaklaşık;
- 7,000,000 konutun 550,000?i (% 8?i),
- 500,000 ticari işletmenin 50,000?i (% 10?u),
- 160,000 sanayi tesisinin 75,000?i (% 50? si) sigortalanmış durumdaydı.
SİGORTA SEKTÖRÜ KOCAELİ?99 DA NE YAPTI ?
Sigortacılar; toplumun diğer sorumlu fertleri, grupları gibi sosyal sorumluluk bilinci ile depremden etkilenen bölgelere koştular. Sigortalılarını aradılar. Poliçe sahiplerine acil avans ödemeleri yaptılar. Sigorta sistemini, asgari bürokrasi ve azami müsamaha anlayışı ile çalıştırdılar.
Yurt içindeki ve yurt dışındaki reasürans şirketleri, depremin oluşundan bir hafta geçmeden, sigorta şirketlerinin acil hasar ödemelerini karşılamak üzere avans olarak nakit gönderebileceklerini bildirdiler ve gönderdiler.
1999 yılında Türk sigorta sektörü, deprem teminatı verdiği ?Yangın? ve ?Mühendislik? dallarında kazandığı 200 Trilyon TL prime karşılık kendi bünyesinden sadece 25 Trilyon TL hasar tazminatı ödemiştir. Türkiye?nin 6.000 Trilyon TL? lık toplam ekonomik kaybına kıyasla sigorta sektöründen sağladığı katkı ise ancak % 4 mertebesindedir. Aşağıdaki tablolarda Sigorta Sektörü açısından Kocaeli Depreminin sonuçları[3] özet olarak görülmektedir:
|
Yıkılan ? Ağır hasarlanan bina sayısı
|
:
|
77,342 adet
|
|
Orta hasarlı bina sayısı
|
:
|
77,356 adet
|
|
Az hasarlı bina sayısı
|
:
|
89,872 adet
|
|
SİGORTALI BİNA sayısı (%16)
|
:
|
15,000 adet
|
|
Evsiz kalan insan sayısı
|
:
|
150,000 kişi
|
|
Can kaybı
|
:
|
17,127 kişi
|
|
Yaralı sayısı
|
:
|
44,000 kişi
|
|
SİGORTALI CAN sayısı
|
:
|
?
|
|
1999 yılı toplam yangın + mühendislik + deprem prim üretimi
|
:
|
200 Trilyon TL
|
|
1999 yılında yurtdışı reasürans sistemine devredilen prim
|
:
|
82 Trilyon TL
|
|
Ödenen tüm yangın + mühendislik + deprem hasarları
|
:
|
370 Trilyon TL
|
|
Yurtdışı reasürans sisteminden karşılanan hasar
|
:
|
345 Trilyon TL
|
Depremin ülkemiz ekonomisine verdiği 6,000 Trilyon TL? lık maddi zarara karşılık, sigorta sisteminden 345 Trilyon TL sağlanabilmesi hayli düşündürücüdür. Söz konusu 6,000 Trilyon TL kaybın telafi kaynakları aşağıdaki tabloda görülmektedir.[4]
|
|
|
Trilyon TL
|
Milyon $
|
|
Türkiye? nin Ekonomik kaybı
|
:
|
6,000
|
12,000
|
|
Kaybın karşılanabilen kısmı
|
:
|
3,178
|
6,166
|
|
Bütçe? den
|
:
|
1,843
|
3,685
|
|
Dış Krediler
|
:
|
460
|
920
|
|
Sosyal Yardımlaşma Fonundan
|
:
|
249
|
498
|
|
Bağışlardan
|
:
|
167
|
334
|
|
K.İ.T. ?ler
|
:
|
110
|
220
|
|
SİGORTA Sisteminden
|
:
|
345
|
690
|
KOCAELİ? 99 SONRASI
Esasen, 17 Ağustos depreminde de büyük darbe yiyen Düzce?de 12 Kasım 1999 tarihinde meydana gelen ikinci depremin sonuçları aşağıda görülmektedir :
|
Can kaybı
|
:
|
845
|
|
Yaralı sayısı
|
:
|
5,000
|
|
Yıkık - Ağır hasarlı bina sayısı
|
:
|
18,000
|
|
Sigortalı birim sayısı
|
:
|
1,700
|
|
Sigorta Sektörünce ödenen hasar tazminatı
|
:
|
170 Trilyon TL
|
2001 yılından itibaren uygulamaya konulan Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) döneminde, 3 Şubat 2002 tarihinde, Afyon Sultandağı? nda meydana gelen depremin sonuçları ile aynı dönemde Türkiye genelinde Zorunlu Deprem Sigortası penetrasyonu ise şu şekildedir:
|
|
|
AFYON İli
|
TÜRKİYE Geneli
|
|
Konut Sayısı
|
:
|
171,512
|
12,988,655
|
|
DASK Poliçesi sayısı
|
:
|
6,918 ( % 4,3)
|
2,061,135 ( % 16)
|
|
Hasar isabet eden poliçe sayısı
|
:
|
1,420 ( % 20,5)
|
|
|
Ödenen ZDS Tazminatı
|
:
|
2,123 Milyar TL
|
|
|
Toplanan Prim
|
|
-
|
119,500 MM TL
|
Onca deneyimden ve uyarıdan sonra, ZDS nın devreye girmesinden 3 yıl sonra, 2002 yılında hedeflenen 13,000,000 konuttan ancak 2,000,000 adedine % 16 sına poliçe satılabilmiş olması sigorta bilincinin veya kabulünün seviyesini gösterecek çarpıcı bir sonuçtur.
DEPREM SONUÇLARININ ÖĞRETTİKLERİ
- Ülkemizde projeli inşaat bilinci yoktur.
- İnşaatların teknik kontrolü diye bir konu yoktur.
- Kişilerin oturdukları konutlarında, veya içinde bulundukları kamuya ait binalarda güvenceleri yoktur.
- Bütün bu olumsuzlukların birer sorumlusu yoktur.
- Alanın ve içinde oturanın binanın başına yıkılabileceği endişesi yoktur.
- Bunun sonucu olarak sigorta yoktur.
NELER YAPILMALI ?
- ?Zorunlu Deprem Sigortası? yasalaşmalı. ZDS, Gelir Vergisi ve Emlak Vergisinde indirim sağlayarak cazip hale getirilmeli, teşvik edilmeli, yapıldığı kontrol edilmeli, yaptırılmaması halinde müeyyide uygulanmalıdır,
- Zorunlu Müteahhit Sorumluluk Sigortası çıkartılmalıdır. Bu sistemin kontrolü ile yapı kalitesi de yükseltilecektir.
- Yasal düzenlemeler yapılarak; imalat, proje, inşaat ve kontrol aşamalarında iş sahibinin ve yetkili olan görevlilerin, sorumluluklarını yerine getirmedikleri takdirde sigorta şirketlerinin bunlara rücu etmeleri sağlanmalıdır,
- Depremde yapıldığı gibi, sel ve taşkın gibi geniş çaplı diğer afetler için de Zorunlu Sigorta ihdas edilmelidir.
- Her yeni yapılacak inşaat; yangın, deprem, sel, dahili su, inşaat ve malzeme kusurları risklerine karşı ZORUNLU OLARAK sigortalanmalıdır. Bu sigorta, sigorta şirketlerince, binada proje ve kontrol varsa yapılmalı, aksi halde inşaata izin verilmemelidir.
- Zorunlu sigortalar sayesinde sigorta sistemine çok sayıda kişi çekilerek, hasar olduğunda bu yükü paylaşacak sayı büyüyecek, böylece sigorta primi de ucuzlayabilecektir.
- Sigorta Sektörünün, yararlılığını ve fonksiyonelliğini göstermesi maddi gücü ile doğru orantılıdır. Yapısal ve parasal açıdan güçlü olabilmesi için, sigorta ile ilgili yasalar derhal çıkartılmalı, sigorta sisteminin gelişmesine engel olan vergi engelleri kaldırılmalıdır.
- Sigortanın yararı ve gereği ancak temel eğitimle anlatılabilir. İlköğretimde; ?canı, malı, sorumluluğu olan sigorta yaptırır? diye öğretilmeye başlanır, orta öğretimde yangın, kaza sigortaları ve sorumluluk kavramları detaylandırılırsa, can ve mal kıymeti bilen, milli servet, sorumluluk kavramlarını tanıyan, korunma ihtiyacı ve sosyal sorumluluk bilinci ile sigorta yaptıran bir toplum kazanırız.
- Sigorta şirketleri arasında işbirliği ve güç birliği ile; tanıtım, eğitim, sahtekarlıklar ve suiistimallerle mücadele çabaları arttırılmalıdır,
- Tanıtım ve eğitim konusunda, medyanın ve dolayısı ile kamuoyunun desteğini sağlayacak önlemler alınmalıdır.
Son olarak, sigorta sisteminin yararları hakkında dünyadaki uygulamalardan örnek vermek gerekirse, sigorta sektörü tarafından maddi zararı karşılanan en büyük kayıpları şöyle sıralayabiliriz.
|
YIL
|
HASAR SEBEBİ
|
|
TUTAR
(Milyar $)
|
|
1992
|
Andrew Kasırgası
|
:
|
26
|
|
1999
|
Türkiye+Tayvan Depremleri + Venezuella seli + Bengal Hortumu
|
:
|
22
|
|
2001
|
Dünya Ticaret Merkezi / Terör saldırısı
|
:
|
40
|
|
|
|
|
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörlüğü, İTÜ Afet Yönetim Merkezi ve ABD Federal Acil Durum Yönetim Merkezi?nin (Federal Emergency Management Agency - FEMA) işbirliğiyle ?Kocaeli?99 Acil Durum Yönetimi Konferansı?, geniş bir katılımla 16-17 Ocak 2003 tarihlerinde, İTÜ Ayazağa kampusunda Süleyman Demirel Kültür Merkezi?nde gerçekleştirildi.
İlk defa ABD dışında FEMA?nın?Yüksek Öğretim? formatında yapılan bu konferansta ?Devlet ve Mevzuat?, ?Bilim ve Teknoloji?, ?Zarar Azaltma?, ?Eğitim? ve ?Gönüllü Kurumlar ve Medya? başlıklı oturumlar düzenlendi. Tüm oturumlarda afet ve acil durum yönetiminin her kademesinin birbirinden ayrılmaz birer parçaları olan kamu kurumları, uluslararası kuruluşlar, yerel yönetimler, STK?lar, gönüllüler, özel sektör, medya, eğitim ve bilim çevrelerinin temsilcileri 1999 yılında yaşanan Kocaeli ve Düzce depremlerinden sonra acil durum yönetimimizdeki mevcut bilgi ve uygulamaların durumunu tartışılıp geleceğe yönelik hedefler belirlendi. Konferansta aşağıdaki değerlendirmelerde ve önerilerde bulunuldu:
- Türkiye bir afet sonrası yıkım ve yara sarma sarmalından çıkmalıdır. Bunun için modern afet yönetiminde olduğu gibi, müdahale ve iyileştirme çalışmalarından oluşan kriz yönetiminden daha çok, zarar azaltma ve hazırlık çalışmalarından oluşan risk yönetimine önem verilmelidir. Bu nedenle ülkemizde artık ?insanlarımızı enkaz altından nasıl kurtarırız?? düşüncesiyle yapılan çalışmaların yerine, ?insanlarımız enkaz altında kalmasın!? düşüncesiyle yapılacak olan çalışmalara öncelik verilmelidir.
- Tüm tehlikelere karşı ailemizin, komşularımızın, kurumumuzun ve ülkemizin güvenliğini sağlamada kişisel, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarımız vardır. Bu nedenle afetlere dayanıklı bir toplum oluşturmak için afetlerin zararlarını azaltmak ve afetlere hazırlık çalışmalarıyla birlikte, afet eğitimi ve tatbikatları tüm seviyelerde yapılmalıdır.
- Etkin bir acil durum yönetimi ancak aynı komuta sistemi, dil ve yöntemlerinin kullanabilmesi ile birlikte basit fakat aynı organizasyon yapısıyla gerçekleştirilebilir. Bu nedenle acil durumların organizasyonel yapısı, normal hallerdeki yapı ile uyumlu olmalı ve önceden hazırlanacak olan acil durum yönetim planlarında da yer almalıdır. Acil durumlara müdahale ekiplerinin senkronize olabilmesi için de, ülke genelinde ve her seviyede bir standart Olay Komuta Sisteminin yaygınlaştırılarak afet öncesi, sırası ve sonrasında kullanılması sağlanmalıdır. Bu kapsamda yerel, il, bölge ve ülke genelinde profesyonel ve gönüllü kuruluşlar tarafından uygulanacak olan aynı olay komuta sistemi uygulamada önemli yararlar sağlayacaktır.
- Ülkemizdeki halihazır afet ve acil durum yönetimin yapısında yetki ve sorumluluk karmaşası vardır. Bu sorun, afet ve acil durum yönetimine ilişkin tüm işlevlerin ulusal düzeyde bir elden ve eşgüdümlü olarak yönetilmesi ve yerel kurumları güçlendirilmesi ile ortadan kaldırılabilir. Ayrıca, tüm tehlikeleri, acil durum ve afet yönetiminin tüm paydaşlarını, tüm kaynakları ve modern afet yönetimin dört evresinin hepsini içeren bir bütünleşik ve bilimsel afet yönetimi sisteminin ülkemizde oluşturulup uygulanması gerekmektedir.
- Tekrara düşmeden ve olaya tek yönlü yaklaşmadan kaynakların verimli bir şekilde kullanılabilmesi için üniversitelerimiz bilimsel ve bütünleşik afet yönetimi sisteminin oluşturduğu bir bütün içinde işbirliği yapmalıdır. Aynı zamanda bu bütünün bir parçası olan özgün problemlere yönelik bilgi üretmek, bilgiyi transfer etmek ve örnek modeller oluşturmak için özgün projeler de yapabılmalıdır.
- İnsan topluluklarının afetlere hazırlanabilmesi için karşılaşabilecek tehlike ve oluşturdukları riskleri önceden bilmesi gerekir. Bu nedenle bilimsel ve bütünleşik afet yönetimi, öncelikle tüm tehlikelere karşı gelen risk analizlerinin değişik ölçeklerde yapılmasını gerektirir. Bunun için standart bir uzaktan algılama, coğrafik bilgi sistemi vb teknolojiyle birlikte tüm tehlikelerin oluşturduğu risklere ait bilgilerin, tüm devlet kurum ve kuruluşlarında afet yönetimi sisteminin tüm evrelerinde etkin şekilde kullanılabilmesi gerekmektedir.
- Şehirlerimizdeki mevcut yapı stoku ve nüfus hareketlerini doğru bir şekilde belirleyerek, buna yönelik sağlıklı bir istatistik yapılmalı ve gerçeği yansıtan sayısal veri tabanları oluşturulmalıdır. Bunun için hiçbir şekilde kaçak yapılaşmaya müsaade edilmemeli ve Kimlik Kanunu tavizsiz uygulanmalıdır.
- Toplumda sigorta bilincinin gelişmesine olanak sağlanmalıdır ve zorunlu sigorta tüm yaygın afetler için de uygulanmalıdır. Sigortacılık, yerleşme ve yapılaşmaları tüm tehlikelere karşı etkili bir biçimde denetleyecek ve afetlere dayanıklı bir toplum oluşturmaya teşvik edecek şekilde yapılandırılmadır. Bununla birlikte devlet zorunlu sigorta sisteminin getirdiği hasar
teminatının arkasına sığınarak standart koyma, eğitim, eşgüdüm ve denetleme görevlerini ihmal etmemelidir.
- Bugün Türkiye?de, ilk ve orta öğretim ders ve kitaplarında afetlere verilen önem/yer toplumu oluşturan tüm bireylerde güçlü bir afet bilinci oluşturmak için yeterli değildir. Benzer şekilde, yüksek öğretimde mühendislik, fen, sosyal ve sağlık bilimler programlarında da afetlerle ilgili konulara ve derslere yeterince yer verilmemektedir. İlk ve orta öğretimde afet bilincini vermeye ve doğru davranış şeklini öğretmeye yönelik konular yaşama dönük, yaparak ve yaşayarak öğrenmeye uygun bir şekilde ders programlarına entegre edilmeli; yüksek öğretim programlarında ise afet tehlikesi ve riski ile afet zararlarının azaltılması konularında temel bilgileri içeren zorunlu dersler açılmalıdır. Sertifikalı mühendis uygulamasına da bir an önce geçilmelidir.
- Medyanın ve dolayısıyla toplumun doğru bilgiye sağlıklı bir şekilde ulaşabilmesi halinde, medyanın söylenti kontrolünden afetlere hazırlık ve zarar azaltmaya kadar afet yönetiminde yadsınamaz ve çok önemli rolleri vardır. Bu nedenle, her acil durum eylem planına ?Acil Durumda Basın ve Halkla İlişkiler? eki hazırlanarak konulmalıdır.
- Gönüllü kuruluşların desteği, heyecanı ve uzmanlığı olmadan devletin tek başına afete uğramış toplumların ihtiyacını karşılaması mümkün değildir. Ülkemizde ?Gönüllü İtfaiyecilik? ve "Sivil Savunma Gönüllüsü? olgusu/oluşumunun hızla yaygınlaştırılmasıyla birlikte gerektiğinde göreve çağrılabilecek ?Geçici Afet İşçisi? uygulaması da değerlendirilmelidir. Gönüllü kuruluşların afet yönetiminin dört evresinin her birinde oynayacağı rol ve yapacağı hizmetleri engelleyici kanun ve yönetmelikler düzeltilmeli ve gönüllüleri iyi niyetle yaptıkları işler için yasalar karşısında korumaya yönelik ?Yardımseverlik? kanunu da çıkartılmalıdır.
- Ülkemizde ve bölgemizde afet ve acil durum yönetimi ve afete müdahale ile ilgili uzman bir enstitü kurulmalıdır. Burada hem profesyonel hem de gönüllü afet ve acil durum yöneticileri aynı afet yönetimi ve komuta sistemini, dil ve yöntemleri kullanabilmeleri için periyodik olarak eğitilmelidirler.
|